Susuz Köyün Tarihçesi

Susuz Köyün Tarihçesi

Yaklaşık olarak 1800’lü yılların sonu ve 1900’lü yılların başlarında şu andaki yayla ile köy arasında bulunan Mercimek Yerleri veya diğer ismiyle Köy Yerleri’nde sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen birkaç aile bulundukları alan ve yakın civarında Ortaova, Aşağı Susuz gibi düzlük alanlarda tarım işiyle uğraşarak hayatlarını sürdürmüşler. Köy Yerleri’nde o döneme ait eski ev kalıntıları ve taraça şeklindeki tarım alanları halen göze çarpmaktadır. Musalla taşının bile varlığı yakın tarihe kadar bilinmekteydi ve Mortaş-Maden yolu (köy-yayla yolu) çalışması yapılırken tahrip edildiği sanılmaktadır. Su ihtiyacını karşılamak üzere; mevcut durumdaki Susuz Yaylası’nda bulunan yukarı çeşmeden o günün şartlarında topraktan malzemelerle su hatları oluşturarak köy yerlerine kadar suyu taşımışlar. Su hattıyla ilgili kalıntıları; gerek yukarı çeşme çevresinde ve gerekse şu anda mevcut bulunan yayla evlerinin yakınlarında veya sarnıçtan aşağıdaki dere yataklarında görmek mümkündür.

Bahar aylarında Köy Yerleri-Yazılı Kızıl-Yukarı Yayla-Dokuz Dönemeç-Deve Tarağı güzergahını takip ederek Ağaçtepesi’nin kuzeydoğusunda bulunan Susuzlu Beleni’ne ulaşarak yayla ihtiyacını gidermişler. Güz aylarında ise, Gürüz Tepesi’nde bulunan halen, ev yerleri belli olan alanı yayla olarak kullanmaya çalışmışlardır. Şu andaki Susuz Yaylası’nda bulunan mezarlığı Köy Yerleri’nde oturanlar ve Manavgat veya Akseki tarafından gelen göçerler de kullanmışlar. Göçerler Sırımların Alan’da tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlarmış. Yöredeki göçerlerin haftalık ihtiyaçları; Madenli Yaylası’nda şu andaki mescit civarındaki Pazar Beleni olarak bilinen alandaki peynir pazarından karşılanırmış. O dönemde ulaşım; daha çok develerle sağlanırmış. Köy Yerleri’nde oturan halk ise; yaz aylarında Suğla Gölü’nün tarım alanlarını basması yüzünden daha yüksekte olan Pınarbaşı (Göz) kenarlarında avar (bostan) ekerlermiş. Bu alana Soğanlık veya Avarlık denmesinin sebebi de buradan gelmektedir. Hatta o dönemde eşkıya illeti yüzünden Köy Yerleri’nden avar sulamaya gelen kadınlar korkularından geceleri zaman zaman Süberde (Gölyüzü) Köyü’ne giderek, orada geceleyerek tekrar Avarlık’a dönerlermiş. Özellikle 1910 yılı Mayıs ayından 1912 yılı Ağustos ayına kadar geçen 2 yıldan fazla süren taşkın hadiseleri Beyşehir ve Suğla gölleri çevresinde bazı köylerde evler yıkılmış bir kısmı da kullanılamaz hale gelmiştir. Neticede bu köylerde yaşayan halkın büyük bir kısmı yaylalarda bulunan kulübelere veya henüz su istilasına uğramayan köylerde bulunan akrabaların evlerinde barınırlarmış. Böylece Konya Vilâyeti’ne bağlı Beyşehir, Seydişehir, Bozkır kazalarına tabi 30’a yakın yerleşim yerini etkisi altına almıştır. Suğla Gölü’nün sık sık taşması ve geri çekilmesi tekrarlandığı ve aldattığı için Susuz Köyü’nün isminin Aldana olarak da söylendiği rivayetler arasındadır.

Avar ekim işi uzun yıllar sürdürmüşler. Daha sonra Pınarbaşı civarında küçük kulübe şeklinde hasırla çevrili evler yapmaya başlamışlar. Zaman içerisinde birkaç aile bu işlemi devam ettirmiş. Daha sonra köyü oluşturan çekirdek halk, yerleşik düzeni tercih etmeye başlamış. Yani su ve tarım alanlarının olması sanki yerleşik düzeni oluşturmaya zorlamıştır. Bundan sonra halkın çoğunluğu yerleşik düzene geçmiş ve yukarıdaki Köy Yerleri’ni yayla olarak kullanmaya başlamışlar. Hatta o dönemin güçlü ağalarından Zabit (Sabit) Ağa köye inmeyenlere kızmış, bunlardan bir tanesi de Keşçi Dede uzun süre köye gelmemiş, hayvancılık açısından yukarıda kalmayı tercih etmiş ama Zabit Ağa inadından vazgeçmemiş, gençleri doldurmuş ve geceleri Keşçi Dede’nin ağaç kabuğuyla örme evini taş yağmuruna tutturmuş oda dayanamayıp köye indiği şeklinde günümüze kadar çeşitli rivayetler günümüze kadar anlatılagelmiştir.

Daha sonraki yıllarda köyü oluşturan nüfus; gerek yukarıda anlatılanlar gibi gerekse göçerler vasıtasıyla artmaya başlamış; Genellikle Elmasut (Madenli), Arvana (Çatmakaya), Süberde (Gölyüzü), Taşağıl, Gökhüyük, Bağra (Kumluca), Doğrul (Yarpuz), Gödene, Ayrancılar (Kurşunlu-Hacıisalı), Taşkesiği, Karaöz, Kızılağaç, Kemer, Karabayır, Dere, Kuruçay, Kayacık vb. gibi yerleşim birimlerinden gelerek yerleşmişlerdir. Böylece yerleşik düzende olan ve çevreden gelen aileler birbirleriyle kaynaşmış, kız alışverişleri başlamış ve komşu köylerle olan ilişkiler de artarak devam etmiştir. Susuz Köyü’nde yaşayan halk; hayvancılık, tarım ve orman ürünleriyle uğraşarak hayatlarını devam ettirmişler. Suğla Gölü dolu olduğu dönemlerde hayvanların kışlık yiyeceklerini gölde yetişen kamış (kanyaşı), dağdan biçilerek hazırlanan burma ve iğne yapraklı ağaçlarla gidermeye çalışmışlar; tarım alanı olarak da Sayekinliği, Mulas, Söbüova, Kızılçukur, Ekin Alanı, Kerim Alanı gibi alanları kullanmışlardır. Küçükbaş hayvanlar için ise; mahalle civarındaki kışlık hayvan yatakları, bahar aylarında döllük denilen yataklar ve ağılları kullanılmışlardır.

Daha önce köy olarak kullanılan alanda oturan nüfus artınca su problemi de artmış ve suyun yakınında olmak için şu andaki yayla olarak kullanılan alana taşınarak orasını yayla olarak kullanmaya başlamışlar. Sonraki yıllarda nüfusun artması ve taşınma şartlarının güçleşmesiyle birlikte gerek yayla olarak kullanılan Susuzlu Beleni ve gerekse Gürüz Tepesi’ni yayla olarak kullanmaktan vazgeçmişlerdir.

Susuz Köyü’nün en son durumu; Konya İli, Seydişehir ilçesine bağlı, şehrin güneydoğusunda ve şehre 18 km uzaklıkta, Suğla Gölü’nün güneybatı kıyısında, üç tarafı dağlarla çevrili, körfez görünümünde şirin bir köydür. Halk; tarım, hayvancılık, besicilik ve tatlı su balıkçılığı yaparak geçimini sağlamaktadır. Üzüm bağları dolasıyla pekmezi, süt ve süt ürünleri, nohutuyla ünlüdür.

Susuz Yaylası; Seydişehir’in güneyinde, şehre 15 km, köye 7 km uzaklıkta ve Seydişehir-Akseki-Manavgat karayolunun bitişiğindedir. Piknik alanı, yürüyüş alanları, doğa sporları ve av turizmi yapılmasına uygunluğuyla bilinir.

27.08.2013
Yazan ve Derleyen: (Hemşehriniz)
Mustafa ADIR (Jeoloji Mühendisi)